|

YASTIK
GÜREŞİ: Yaşlı bir insanın hayatla mücadelesinin sembolize edildiği
yastık güreşi oyunu, hem güldürün hem düşündüren mesajlarla dolu bir
oyundur. Malzeme olarak bir yastık, yere sermek için kimim ve yastığı
tutmak için bir kişinin kullanıldığı oyunda, çeşitli güreş figürleriyle
izleyiciye sunulur. DEVECİ OYUNU: Deveci oyunu bir
hırsızla bir çobanın kovalamacısını anlatır. Bir hırsızın Deveci
katarından bir şeyler çalmaya çalıştığı oyundaki tiplemeler,kostümler,
sarf ettikleri sözler alıştığımız salon tiyatrosunun dışında geleneksel
Türk tiyatrosunun doğaçlamasının hoş bir
örneğidir. ERKEKLERARASI DÜĞÜN
OYUNLARI: Düğünlerimizin son gecesi, gelinin kına gecesidir. Bu,
aynı zamanda düğüncünün gelin almaya geleceği günün gecesi demektir. Bu
gelme işi bir köyden başka bir köye olduğu gibi, aynı köyde bir mahalleden
bir mahalleye de olur. Her iki türlüsünde de erkekler düğün odasında,
kadınlar düğün evinde gece yarılarına kadar güler, oynar, eğlenir, halay
çekerler. Düğünün önemli gelenek ve törelerini işlerler.
Daha
ilginci, temsil, öykünme (taklit), orta oyunu türünden diyebileceğimiz bir
çok eğlence türüne yer verilir. Oyun ya da seyir çıkarma denilen bu işler,
çokça sı erkekler arasında görülür. Daha çok da gelin almaya gelen
düğüncüye yaptırılır. Bu eğlenceler, yalnız düğün evinde değil, eğer düğün
köyden köye ise düğüncünün misafir olduğu odalarda da sabahlara kadar
devam eder. Bu düğünler, köylünün mahsulünü kaldırıp eli para gördüğü
sonbahar ve kış günleri yapılır. Çünkü o mevsimde köylünün işi de
yoktur. KOCALARIN YÜZÜNÜ: Erkeklerden bir kaçı kız
biri de ana kılığına girer. Düğün evinden özel kadın giysileri getirtilir.
Hazırlık odasında kendilerine çeki düzen verip, düğün odasına girerler.
Kızlardan her biri odadaki erkeklerden birer koca seçip yanlarına
otururlar, kollarını da kocalarının boynuna sararlar. Bir elleriyle de
kirmen çevirirler. Avuçlarının içinde un vardır. Oyunu yöneten ana,
"Kızlarım, evinize bir misafir gelince, kocalarınızın yüzünü ağartın" der
demez, avuçlarındaki unu kocalarının yüzüne sürerler. ET
SATMA OYUNU: Bir et satan kişi çıkar ortaya. Kendine bir yazıcıyla,
sözde gizliden üç tane de kırbaçları koyunlarında saklı yardımcı alır ki
adları, Arap, Çerkez, Hıdır' dır. Erkeklerden bir kısmına yalancıktan et
satılır. Bir yandan da herkesin aldığı et, borç olarak yazılır. Sıra
alacak toplamaya gelir. (bu hemen de olabilir, kısa bir oturuştan sonra da
olabilir) Önemli olan, alacak toplanırken borçlulardan bir kısmı
borçlarını ödeyemez olmalarıdır işte o sırada et satıcı yardımcılarına
sırasıyla ve gerektikçe kırbaçlarını birer birer çıkarttırır, tekerlemeyi
söyler; "Arap Vermeyenin Hali Harap Çerkez Ne Halt Eder De
Vermez Hıdır Vermeyenin Hali Budur" Her gelen ne kadar borç
için çağrıldıysa ona o kadar kırbaç vurulur. Oyun böylece
biter. TALEBE OKUTMA Birisi hoca olur, tespihi,
asası, içine su dolu tas oturtulmuş sarığıyla, erkekler arasından şakaya
uygun bir kaç kişiyi öğrenci olarak seçer ve diz çöktürür. Bunları
sırasıyla okutmaya başlar; "Elifcimlisin bori. Başındadır zoru,
Elinde asa, Dikkat et tasa" Bu sözleri hoca söyler, onlar
da birer birer yineler. Bunun üzerine hoca, iyi bulduklarına sırasıyla
tesbihimin asasını armağan eder. En iyi buldum dediği öğrenciye de kendi
başından çıkarıp onun başına geçirmek yoluyla içi su dolu sarığını armağan
eder. ters çevrilerek verilen sarığın içindeki su dolu tas, öğrencinin
başına geçer.
CİRİT, GÜREŞ VE AT YARIŞLARI: Yozgat
köylerinin harman yerlerinde gençler güreş tutardı. Düğünlerde koç konurdu
hediye olarak, başı alan pehlivan koçun sahibi olurdu. Yine düğünlerde
köylerde cirit oynanırdı. Meşhur ciritçiler köyden köye davet
edilirdi. Yozgat merkezde” Abdullanın Bostanı”nda ciritler oynanırdı
mevsimin değişik zamanlarında. At yarışları hemen her ilçede
yapılırdı. Yozgat’ta ise Kırıklı Mevkiinde ve Ofisüstü’nde at yarışları
olurdu. Meydan iple çevrilirdi, biletli olurdu bu
yarışlar.
|